11 Haziran 2011 Cumartesi

Küçük Şeyler

Küçük şeylerle mutlu oluyorum. Gerçekten hızlı bir torrent bulduğumda, diş macununu reklamlardaki gibi sürebildiğimde, draje sakızı havaya atıp ağzımla yakaladığımda, damacanadan suyu bardağa taşırmadan koyduğumda, tuvalet kağıdını klozet fırçasının sapına sokabildiğimde, telefon alarmını gözümü açmadan kapadığımda, sevdiğim bir şarkının müthiş doğaçlamalarla dolu canlı kaydına ulaştığımda mutlu oluyorum.
Yataktan kalktıktan sonra yarım saat içinde dershanede olabildiğimde, oraya gittiğimde ders başlamamış olduğunda, hele bir de arkada boş yer kaldığında mutlu oluyorum.
Değerinden az ilgi gören komedi dizisini seven birini bulduğumda, hele o diziyi ona ben sevdirdiysem, mutlu oluyorum. Söz konusu dizinin son bölümünü tekrar tekrar izledikçe mutlu oluyorum. Film diyaloglarıyla iletişim kurabildiğim birini bulunca yüzümde mutluluktan aptalca bir gülümseme oluşuyor.
Telefonum çaldıkça açmayıp, zil sesini dinledikçe mutlu oluyorum. Mesaj geldiğinde belki de hepsinden çok mutlu oluyorum. Günün sonunda o kadar çok mutlu olmuş oluyorum ki, büyük bir mutluluğa ne yer, ne de heves kalıyor.

24 Mart 2010 Çarşamba

kırmızı

Sıcak günleri sevmezdi aslında. En sevdiği mevsim bahardı. Sonbahar. Çitlerine yaslandığı boktan otobüs durağında boş boş kapıya bakmasının asıl nedeni olan kızı düşündü. Platonik aşkıyla kendi için bir "bizim şarkımız" bile bulmuştu kendi çapında. Yaklaşık 2 yıldır sadece düşünüyordu. Hatta o kadar düşünüyordu ki yüzyüze konuştuğu nadir dakikalarda üst üste saçmalama rekoru kırıyordu. "Neden bu kadar kötümser bi havadayım lan ben?" diye düşündü ve sebebinin dinlemekte olduğu şarkı olduğunu çok geçmeden anladı. Neşeli bir şeyler açıp dans etmeye başladıysa da "çok aptal görünüyorum" "ya beni böyle görürse" diye düşünüp dansı kesti. Yaklaşık 5 dakikadır saçma bir kapıya bakıp çıkanları iyice inceliyordu. Beklediği kişinin bir türlü çıkmaması canını çok sıktı. Herkes çıkmış, hatta artık çıkmakta olan insanlar bitmişti. Uzun süredir kimse çıkmıyordu kapıdan. "Zaten hep çok geç çıkar" diye düşündü ve beklemeye devam etti. Otobüs saatlerinin esnekliği canını çok sıkıyordu. Bazen 15 dk beklemesi gereken otobüs kafasına esince "5 dk oldu geçeli" oluyordu. Bu sefer de bayağı beklemesi gerekiyordu zira tipinden korktuğu bi adamın "daha geçmedi" cevabı genelde bunu gösterirdi. Bekleyecek olması işine geliyordu. Beklediği kızla aynı otobüse binebilme ihtimali bile sevindiriyordu onu. Bunun için bi arkadaşını bile satmıştı. Yüzünde oluşan aptal gülümsemeyi fark edince hemen toparlandı. Otobüsün gelmesine en fazla 5 dk kalmıştı. Zamanın daralması onu strese sokmuştu. Abuk subuk hareketler yapmaya, tırnaklarını yemeye başladı. Tam bu sırada kapıdan çıkan, tanımlara uyan kızı görünce heyecanlandı. Gülümsedi. Ama aradığı kişi olmadığını anlayınca bu heyecan aynı şiddette mutsuzluğa dönüştü. Bu sırada otobüsün gelmesiyle tüm hayalleri suya düştü. Az önceki mutsuzlukla birleşince bu şiddetli depresyon kıvılcımı oluşturabilecek bir mutsuzluğa dönüştü. Birden omuzları düştü, umutsuz umutsuz yürümeye başladı. O kadar yavaş yürüdü ki biraz uzağında durduğu durağa neredeyse yetişemiyordu. Birden hızlanıp otobüsü yakaladı, her zaman olduğu gibi ancak 3 hamlede akbilini basabildi. Bomboş otobüste en arkaya oturdu. Kafasını cama dayadı, kızı düşünmeye başladı. O kadar mutlu oldu ve daldı ki pis olma ihtimali çok yüksek olan cam ve hatta hiç sevmediği gözüne vuran güneş ışığı bile moralini bozmadı. Az önceki mutsuzluğundan eser kalmamıştı. Yüzünde oluşan tanıdık bir gülümsemeyle evine doğru yola çıktı.




alakasız not: yazıyla hiç mi hiç alakası olmamasına rağmen bu yazının başlığının kırmızı olması sadece ve sadece " kırmızı başlıklı yazı" esprisinden kaynaklanmaktadır.